DAD-DER, IMHFC 2026’da Savaş Bölgelerindeki Deniz Çalışanlarının Sorunlarını Gündeme Taşıdı

DAD-DER, İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nde düzenlenen International Maritime Human Factors Conference (IMHFC 2026) kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, savaş ve çatışma bölgelerinde çalışan denizcilerin karşı karşıya kaldığı riskleri insan faktörü ve deniz çalışanlarının hakları açısından ele aldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nin ev sahipliğinde 3-4 Eylül tarihlerinde düzenlenen International Maritime Human Factors Conference (IMHFC 2026), 22 ülkeden 162 akademisyen, araştırmacı, kamu temsilcisi ve denizcilik sektörü profesyonelini İstanbul’da bir araya getirdi. Denizcilik operasyonlarında insan unsurunu merkeze alan konferansta üç paralel salonda 70 bilimsel bildiri sunuldu. Dijitalleşme ve otomasyondan yapay zekâya, çalışma ve dinlenme sürelerinden ruh sağlığına, emniyet kültüründen karbonsuzlaşmaya kadar denizcilikte insan faktörünü ilgilendiren çok sayıda konu ele alındı.

Konferansın destekçileri arasında yer alan DAD-DER, aynı zamanda Prof. Dr. Osman Turan’ın başkanlığında gerçekleştirilen “Human Factors in Maritime” başlıklı teknik oturuma da katıldı. DAD-DER Başkan Yardımcısı Erdal Hascan tarafından gerçekleştirilen “Seafarers: In the Line of Fire – Human Factors, Seafarers’ Rights and Maritime Safety in Conflict Zones” başlıklı sunumda, savaş, bölgesel çatışmalar ve korsanlık tehdidi altında çalışan denizcilerin yaşadığı sorunlar ele alındı.

2

Gemiler değil, gemilerdeki insanlar merkeze alınmalı

Sunumda, son yıllarda ticari gemilerin Karadeniz ve Azak Denizi, Kızıldeniz ve Aden Körfezi ile Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi gibi bölgelerde giderek daha fazla silahlı çatışmaların doğrudan etkisi altında kaldığına dikkat çekildi. Korsanlık ve silahlı soygun olaylarının da özellikle Somali ve Batı Hint Okyanusu çevresinde denizciler açısından ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ettiği belirtildi.

Bu gelişmelerin çoğunlukla deniz güvenliği, jeopolitik gelişmeler, sigorta maliyetleri, navlunlar ve küresel ticaretin devamlılığı açısından tartışıldığına işaret edilen sunumda, DAD-DER’in meseleye öncelikle gemilerde çalışan insanlar açısından yaklaştığı vurgulandı:

“Bizim başlangıç noktamız, bir insan ve bir çalışan olarak denizcidir.”

Savaş, bölgesel çatışma ve korsanlığın hukuki ve siyasi bakımdan birbirinden farklı olgular olduğu, ancak gemide çalışanlar açısından benzer insani sonuçlar doğurduğu belirtildi. Korku, yorgunluk, belirsizlik, travma ve kontrol kaybının yanı sıra, karadaki ailelere ilişkin kaygının da denizciler üzerinde önemli bir psikolojik baskı yarattığı ifade edildi. Geminin deniz çalışanı açısından yalnızca bir işyeri değil, aynı zamanda yaşam alanı olduğu hatırlatıldı.

“İnsan hatası”nın arkasındaki sistem sorgulanmalı

Sunumun öne çıkan başlıklarından biri de deniz kazalarının değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılan “insan hatası” kavramı oldu.

Füze, drone veya korsanlık tehdidi altında çalışan; eksik ya da çelişkili bilgilerle karşı karşıya kalan; ticari baskı hisseden; ailesi için endişe duyan ve tehlikeli bir sefere katılmayı reddetmesinin gelecekteki iş olanaklarını etkileyebileceğini düşünen bir denizcinin performansının olağan çalışma koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceği vurgulandı.

Bu nedenle görünüşte bireysel bir hata olarak ortaya çıkan bir olayın arkasında şirket kararlarının, ticari baskıların, yetersiz düzenlemelerin veya deniz çalışanını korumaktaki kurumsal başarısızlıkların bulunabileceğine dikkat çekildi.

Sunumda bu yaklaşım şu sözlerle özetlendi:

“Bazen insan hatası, çok daha uzun bir kurumsal başarısızlıklar zincirinin yalnızca son halkasıdır.”

Bu çerçevede “insan güvenilirliğinin, insan güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceği” vurgulandı.

Tehlikeli bölgeye girmeyi reddetme hakkı

DAD-DER sunumunda savaş bölgelerinde çalışan denizcilerin hakları üzerinde de duruldu. ITF ve IBF düzenlemeleri kapsamında belirlenmiş savaş ve yüksek risk bölgelerinde çalışan denizcilerin, koşullara göre bölgeye girmeyi reddetme, ülkesine geri gönderilme, ilave ücret ve artırılmış ölüm ve maluliyet tazminatları gibi haklara sahip olabildiği hatırlatıldı.

Ancak bir hakkın yalnızca sözleşme veya düzenlemelerde bulunmasının yeterli olmadığı vurgulanarak, deniz çalışanının bu hakkın varlığını bilmesi, karşı karşıya olduğu risk hakkında doğru ve güncel bilgiye sahip olması ve hakkını işini veya gelecekteki çalışma olanaklarını kaybetme korkusu yaşamadan kullanabilmesi gerektiği ifade edildi.

Bu yaklaşım sunumda,

“Korkmadan kullanılamayan bir hak, etkili bir hak değildir.”

sözleriyle ifade edilirken, kabul edilemez bir riski reddetme hakkının deniz emniyetine engel değil, tersine deniz emniyetinin bir parçası olduğu vurgulandı.

Kararı kim veriyor, riski kim taşıyor?

Sunumda ayrıca savaş ve çatışma bölgelerine yapılacak seferlerde karar alma gücü ile fiziksel riski üstlenme arasındaki dengesizliğe dikkat çekildi.

Bir geminin izleyeceği rota konusunda armatörler, kiracılar, işletmeciler, sigortacılar, yük ilgilileri ve devletler rol oynayabilirken; verilen kararın doğrudan fiziksel sonuçlarını gemideki deniz çalışanlarının yaşadığı belirtildi.

Bir deniz çalışanının yaralanması, hayatını kaybetmesi, alıkonulması veya rehin alınması halinde sonuçların yalnızca gemideki çalışanı değil, ailesini de doğrudan etkilediği vurgulandı.

Bu nedenle DAD-DER, fiziksel riski taşıyan deniz çalışanlarının kendilerini doğrudan ilgilendiren risk kararlarında gerçek bir söz hakkına sahip olması gerektiğini savundu:

“Fiziksel riski taşıyanların, kararın alınmasında anlamlı bir söz hakkı olmalıdır.”

Deniz çalışanlarının hakları deniz emniyetinin bir parçasıdır

Sunumun son bölümünde şirketlerin sefere özgü gerçekçi risk değerlendirmeleri yapması, çalışanlara eksiksiz ve zamanında bilgi vermesi, tehlikeli bölgelere giriş konusunda baskı uygulamaması ve etkili tahliye ve geri gönderme planları oluşturması gerektiği belirtildi.

Devletlerin, bayrak idarelerinin ve uluslararası kuruluşların sivil deniz taşımacılığının korunması ve saldırıların soruşturulmasındaki sorumluluklarının yanı sıra, deniz çalışanları örgütlerinin toplu sözleşmeler, riskli bölge düzenlemeleri, tazminat mekanizmaları, izleme ve doğrudan yardım yoluyla bireysel kırılganlığı kolektif korumaya dönüştürmesinin önemine dikkat çekildi.

Deniz çalışanlarının ailelerinin de kriz yönetiminin bir parçası olması gerektiği; saldırıya uğrayan, yaralanan, alıkonulan veya rehin alınan bir denizcinin ailesine güvenilir bilgi, düzenli iletişim ve psikolojik ve pratik destek sağlanmasının önem taşıdığı vurgulandı.

DAD-DER’in IMHFC 2026’da ortaya koyduğu yaklaşımın temel mesajı ise şu sözlerle ifade edildi:

“Deniz çalışanlarının hakları deniz emniyetinden ayrı değildir. Bu haklar, deniz emniyetinin temel bir parçasıdır.”

Sunum, savaş ve çatışma bölgelerinde görev yapan deniz çalışanlarının savaşın tarafı değil, işlerini yapan sivil çalışanlar olduğu hatırlatılarak sona erdi:

“Gemiler küresel ticarette başat bir rol üstlenmiş olabilir; ama gemileri denizciler yürütür. Onların yaşamları, ruhsal durumları ve ailelerinin güvenliği, küresel ticaretin devam etmesinin kabul edilebilir bir bedeli haline gelmemelidir.”

3