Savaş ve Yüksek Riskli Bölgelerde Deniz Emekçilerinin Yaşam Hakkı Korunmalıdır!
Karadeniz ve Azak Denizi çevresinde devam eden savaş ortamı, deniz taşımacılığında çalışan emekçilerin yaşamını tehdit etmeyi sürdürüyor. Son olarak, 5 Haziran 2026 gecesi Azak Denizi’nin Taganrog Körfezi’nde “Natra” (Belize bayraklı) ve “Zircon” (Palau bayraklı) adlı kuru yük gemileri, bir saat arayla dronlarla vuruldu. Gemilerin saldırıya uğraması sonucu toplam 5 denizci yaşamını yitirdi, 4 denizci ise yaralandı. Aynı gün Karadeniz’de balıkçılık faaliyetini sürdüren Duru 67 isimli balıkçı teknesinde meydana gelen saldırıda da, 1 balıkçı yaşamını yitirirken, 5 deniz emekçisi yaralandı.
Uluslararası ticaretin sürdürülmesinde kritik rol üstlenen gemiler, son yıllarda çatışma bölgelerine yakın sularda giderek daha büyük güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalıyor. Natra, Zircon gemileri ve DURU 67 teknesinde yaşananlar, savaşın yalnızca cephe hatlarında değil, denizde ekmeğini kazanmaya çalışan emekçilerin de savaşın sonuçlarından doğrudan etkilendiğini gösteriyor.
Karadeniz ve Azak Denizi’nde yaşanan son saldırılar, ne yazık ki deniz emekçilerinin karşı karşıya olduğu tehlikenin yalnızca bir boyutunu göstermektedir. Bugün dünyanın farklı denizlerinde, özellikle Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi, Umman Körfezi, Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb hattında ticari gemiler ve bu gemilerde çalışan denizciler ciddi güvenlik riskleriyle karşı karşıyadır.
Hürmüz Boğazı ve çevresinde artan askeri gerilimler, deniz trafiğini doğrudan etkilemekte; ticari gemiler füze, dron, silahlı insansız deniz araçları, zorla alıkoyma ve yanlış hedef alınma riski altında sefer yapmak zorunda kalmaktadır. Dünya enerji taşımacılığının en kritik geçiş noktalarından biri olan bu bölgede yaşanan her gerilim, yalnızca küresel ticareti değil, gemilerde çalışan binlerce deniz emekçisinin yaşamını da tehdit etmektedir.
Benzer biçimde Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb hattında son yıllarda yaşanan saldırılar, denizcilerin savaşların ve bölgesel çatışmaların doğrudan mağduru haline getirildiğini göstermiştir. Ticari gemilerin hedef alınması, gemilerin batırılması, denizcilerin yaralanması, yaşamını yitirmesi ya da alıkonulması, artık istisnai olaylar olmaktan çıkmış; deniz taşımacılığının en yakıcı sorunlarından biri haline gelmiştir.
Bu tablo, deniz emekçilerinin yalnızca çalışma koşulları bakımından değil, yaşam hakkı bakımından da uluslararası düzeyde korunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Savaş ve yüksek riskli bölgelerde çalışan denizciler, hiçbir biçimde askeri hedef gibi görülemez. Deniz emekçileri savaşların tarafı değildir; onların görevi yük taşımak, gemiyi işletmek ve geçimini sağlamaktır. Bu nedenle devletlerin, armatörlerin, bayrak devletlerinin, liman devletlerinin ve uluslararası kuruluşların sorumluluğu, deniz emekçilerini çatışmaların ortasına sürmek değil, onları koruyacak somut ve bağlayıcı önlemleri hayata geçirmektir.
Savaşların etkisi çoğu zaman cephe hatlarının ötesine uzanıyor. Liman işçileri, gemiadamları ve balıkçılar, günlük işlerini yürütmeye çalışırken çatışmaların yarattığı risklerle karşı karşıya kalıyor. Deniz taşımacılığı ve balıkçılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için emekçilerin güvenliğinin öncelikli hale getirilmesi şarttır. Sivil gemilerin korunmasına yönelik mekanizmaların güçlendirilmesi ve riskli bölgelerde çalışan emekçilerin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması ertelenemez bir zorunluluktur.
DAD-DER/ITF olarak bir kez daha vurguluyoruz: Deniz emekçileri savaşların, ablukaların ve bölgesel çatışmaların bedelini canlarıyla ödemek zorunda bırakılamaz. Savaş ve yüksek riskli bölgelerde çalışan tüm denizciler için risk değerlendirmesi, bilgilendirilmiş onay, güvenli sefer planlaması, savaş riski tazminatı, psikolojik destek, etkin tahliye mekanizmaları ve uluslararası koruma önlemleri eksiksiz biçimde uygulanmalıdır.
Yaşamını yitiren tüm deniz emekçilerini saygıyla anıyor, yaralanan denizcilere acil şifalar diliyoruz. Deniz emekçilerinin yaşam hakkını, güvenli çalışma hakkını ve örgütlü dayanışmasını savunmaya devam edeceğiz.
